31 Ocak 2011 Pazartesi

birisi bırakmadan
gidilmez yalnızlığa
yalnızlıklar...
eki çoğulda davransa
tekil bir gerçeklikmiş
mesela
yolculuk ne tarafa 
çaresizliğiyle
çıkmış olsam da 
yoluna
kalbin ivmeli hareketine
aşk denirmiş
en 
olmadık zamanda
haydi bilinmeyen
çık ortaya
birde 
zamansız hız denklemi yazdırma
ruhum
başlangıç konumundan
çok uzakta

30 Ocak 2011 Pazar

Yol Sonu

camın ardından sunulmuş
sırlarda bulursun bakışını
güneşe tutsan
kamaşır gözü ayın
ay'a vursan un ufak olur
rujunla iz bırakışın
terk etmeye hazırlıktır dünyayı
beceremeyişindendir belki
yok edişin bedeni
kısa dönemlik bir aşkta
hazırlık atlamayı

29 Ocak 2011 Cumartesi

Soru İşareti


tüm dünler
geçmiş zaman örneği
yarım dün olmaz ki
örneklemeyelim bu gerçeği
yarın
bugünden bile sonra gelecekmiş
uğruna kaç gün eskitmeli
peki
gelişi bugünü bitirdiğimize değecek mi
soru olmuş
noktalamaların işareti
yarınımdan versem
gerçekleştirir mi tanrı
bugünün dileğini 

Tohum


yeniden başlamak neye yarar ki
daha doğru bir yol bilmiyorsan
en başa dönmek
iki kez yaşamak değil midir
yaşamak istemediklerini
baharı beklemeli bence
tohumun düştüğü topraktan
can bulup çıkışını
ve yağmuru beklemeli
bana rahmet yerden yağar dememeli

Pinokyo


ıspanak yemezsen olamazsın ki kahraman
ben kaba sakalı seçerdim safinaz olsam
portakalı soysam başucuma koysam
ben yalan bilmem ki
acaba kime sorsam
Pinokyo ya sorsam burnu uzar
ihtiyar Gepetto bana kızar 

Dans Ve Aşk


kirpiklerinin duldası
kovarken göz çukurundan
isimsiz kayıp gölgeleri
sahip çıkmalı el yordamıyla
eksik yanına
düş kırıklıklarının
ve unutma çabası yoktur
bir kelebeğin
dilimlere ayıramadığı hayatında
kabuğundan kurtulmaktan başka
oysa hazırdır tüm ışıltısıyla
dansa ve aşka

Platonik Sebepler


platonik sebeplerim vardı
karşılıksızlığı aşk olan
ve girmeden anlaşılmazdı
çıkmazlığı hiçbir sokağın
karşı kaldırımlarda
ayaklarıma dolanır mıydı geçsem
ya da dursam ışığında sokağın
kırmızısını beklesem
kestirmeler uydursam
kaybettiğimi çaktırmasam yolumu
bütün kötüler öldü hayatta ki
yoksa bu bir masalın sonum

Karıncalanmak


kırılgan bir yüklemdi sevmek
sona koysam küskün
başa koysam devrik kalır cümleler
ve aydınlanmak için çıktıkları güneşe borçludur
tüm karıncalar gölgesini
kaçarken yanına düşen kırıntıdan
bir çöp sokup çıkarmak vardı karıncayı
karanlığından usulca
sonra sevmek ...
cümlenin tam ortasına koyup anlamsızca

Yumuşak Harfler


yumuşak harflerden
yastık kelimeler türetirdik
uzun menzilli ayrılıklarda
yüz koymalık
iki sesli harfin yan yana gelmesi kadar kuralsız
ve yüklemin
özneye ihaneti kadar devriktik
cümle sonlarında

Bir Dilek Hakkın Olsa


kırılınca zor tamirler
bardağın dolu tarafına aldırmayıp
taşırınca suyu hayata
ıslanır üstüne serilen hayaller
anlatamayınca kendini
arada kalır sözlerin
kapatılınca açtığın parantezler
üzülme...
yelkovan yarında akrebi geçer
haydi dilek tutalım dediğinde
kaç kişi
nereden çıktığıyla ilgilenmeyip
tanrıdan seni diler...

Çocuk Düşleri


 anne...
delip boynuma astığın yeşil silgi
nazardan korur mu
dizlerimin kabuğa çıkmış izlerini
ahh yaramazlığım...
beni güldürürken
üzüyor muydun annemi
keşke olsaydı onun tek derdi
bir türlü tutturamadığı çayın demi
sorularım var sana
istediğinden başlayabilirsin ama
evimizin zili yok niye
babam mı söktü
bayramda kimse
şeker toplamaya gelmesin diye

Lades


ayın karanlık yüzü
ışığından habersiz
gölgesizliğinde hayatın
yağmur en çok paçalara ilişir
yolla yakınlık kurarsan
gitmek ıslatır
sırtında kalan bakışları
ahını alırsın aklımda diyemeden
kazananı olmaz ladesinin
elime bir mumda sen dik
saklanacaksan
ben aşkın
seni sobeleyinceye dek ebesiyim

İstop


eşiğine minder koyulup oturulan evlerin
toprağa yakın çocuklarının
karıncaya bile mezar kazıp
gömdüğü yerin aslında
yuvası olduğu gerçeğini bilmeden
atlanan iplerde
uçaktaki elma yanaklının
söyleyenin cinsiyetine
paralellik gösterme ihtimalinin
neyle çarparsan sonucu değiştirmediği dünyanda
istopun yerden yüksekliğinin
yer çekimine karşı koyamayıp
söylenen isimle buluştuğu anda
çığlık olan renk
ilk aşkın
yanağındaki pembelikten farksızsa
mutlaka
dudaklarınla dokunmalısın...

Düş


 uyku gözlerinde büyürken
bedenini küçültür soğuk
düş için düşersin yastığının çukuruna
düşe ihtiyaç duyar mıydı
öznesi eksik çocuk
kahraman olsa kendi masalına

korku!!!
babanın yükselen sesinin
alçaltmasıydı anneyi
ses yalıtımı iletken mekanlarda
ve mukavemeti düşük ilişkilere bağlanan ipler
kopardı inancı yitirilen kamusal aşklarda
sobayı tutuşturmaya yeterdi bir kibritte
donuşu nedendir kibritçi kızın sokakta
ah baba bana bir masal anlatsan da
anlatmasan da
büyürüm ben nasılsa
sen kendini yorma
bu uçurtma sen olmasan da uçar
yönü zarfsız rüzgarda

Eski Radyo


 fiil zamanlı cümlelerde
eyleme geç kalırdı
mevsim normallerinin üstünde değerleri
üstü dantelli radyodan
küpe ederken kulağına
ahh zaman...
ortası bilinirmiş
başının sonuna olan uzaklığı bilinmese de hayatın
haydi gir evine geç oldu çocuk
ortada bir sana görünen kuyundan al suyunu
hayatın musluğu bozuk

Labirent


peynire ulaşamayınca ölen fareler
labirentin karmaşasında birlikteydiler
ne kaval çalan vardı
ne şikayet eden köylüler
oysa açlıktan kimse ölmez derdi
soylu bilginler
belleği zayıftır utancın
ya acı ya acın
ortası yoktur bu amacın

Benim Masalım


ay kuyuya düşünce
masal olur anlatım
devler savaşır uğrunda
sen neyin uğruna hapis odanda
dikkat et batırma iğneyi parmağına
neyin rüyasına uyursun
yüz yıl öpen olmazsa
kırmızı parlak elma
ne işin var cadıda
acele et kurtçuk
çıkart kafanı umuda
kıyıp ta yemesin pamuk prenses yurduna

Çözülmek


bir yıldızın görülebilen ışığı kadar ilkel
suskunluklarla hecelerken dilin ayrılığı
esneklik kat sayısı
hesaplanmaksızın kopan ipler kalır
iki elinde
ben umudumu sana bağlarken
sende inancımızmış çözülüp giden her sebepte
artık ufku aştım..
ay ışığında gölgene karıştım...
göremezsin baksan bile ardına dönüpte

Aşk


başlamasından korkulan bir ağıda
kulaklarımı tıkarken
nasıl sunabilirdim çocukluk şarkılarımı
cümle yapısı düşük
tanrı kaçağı insanlara
ben eksilmem...
zaman artmaz...
tüm zamanlarda çekimlenebilir aşk
ama eylem olmaz

Saklanmayan...


sonu yokuş bir karmaşa dikliğim
ben yazı kıştan sonra yaşanan bir iklimim
elma deyinde çıkayım
daha fazla saklanamam bitkinim
önüm arkam sağım solum sobe
saklanmayan ebediyen ebe
şah çekin kalesi yıkılan deve
mat olsun çöksün dizleri yere

Kanatlı Karınca


kuşatılmış ruhun
kuytularda gölgen tutsak edilmiş
ay ışığının sönük yalnızlığına
bir kanatlı karınca
mutlak sıcaklığını yaşar
tenine konunca
elini uzatıp gökkuşağını tutunca
alla morlu renklere boyanır
karanlığın usulca

Ölüm Uykusu


ay ışığında gölgeni armağan et
içimin kuytusuna
hapset karanlığın kör yalnızlığını
ruhumun ölüm uykusuna
düş olsun
tenimin yer çekimsizliğine düşüşün
sana uyanayım eflatun bir rüyadan
hayra yorumsuz kalayım
sen ...
hayrım ol
ben tanrılardan günahını çalayım 

Göremediklerimiz


aç kalma cırcır böceği
karıncalar sunmazsa sana bir parça yiyeceği
al gel dostun serçeciği
anne sakın boş salma
bir parça kırıntı sadece
iki dostun yiyeceği

Sulu Şakalar


parlak kırmızı elma
yine aynı dalda
kurt kardeş boşa kurma yuva
nasıl olsa saplar bıçağı biri yurduna
sakın soluyum deme çim kafa
sulu şakalar yapar annem sonra sana
suratına akan her damla
birgün renk katacak kafana unutma

Masal Arkadaşları


üşüdüm...
tut elimi götür beni adda ya
ardımdan taşlar bırakayım kaybetmeyeyim yolumu oralarda
Hansel ile Gratel yemiş evi bırakmamış ki bana pasta
kurt kardeş kırmızı başlıklı kızı da ye
büyük annem öldü diye olmasın yasta
şapkası da bana kalsın takayım koca kafama karda kışta 

Aklımın Ermedikleri


ölü olarak kurtarılmak
kurtarılmış olduğundan habersiz ölmek midir
ne acı öyleyse hiç haberdar olamamak
peki ya annen
üzülmelimi öldüğüne
sevinmelimi yoksa kurtuldu küçüğüm diye
aklım ermez bilirim
ben akılsızın biriyim 

Oysa


mecaz yaklaşımlar aranır
küçük adımlarda
oysa gerçekten küçüktür
bir bebeğin adımları
anlatım mecazsız da olsa

Mahrem Yerlerimiz


giydir ruhumu
soyarken bedenimi
çıplak kalmasın
ruhumun mahremi

Annemin Sonsuz Masalı


tek ayak üstünde büyüdü
çocukluğumun kurşun askerleri
yağmur beni değil
gölgelerini ıslattı uzun uzak yakamoz ışıltılarının
gece uzadı kışları
yazları gündüzler
ben şaşırdım bu doğa olayına
annem takma kafana dedi
yatırdı beni kundağıma
sardı sarmaladı
kahraman etti beni
sonu hiç gelmez masalına 

Cicime


 bugün tutup elimden
koştursam kendimi
dağlara çıkarsam
annemden kaçan ellerimi
papatyalar toplasam
son yaprağı hep seviyor olan
heidie istese vermesem
cicime taç yapacağım desem
uğur böcekleri görsem
zenci karıncaların
Türk olduğunu idda etsem
kelebekler sevsem
ömrünün yarısını
sabahtan yaşayıp yitirmiş
bu taç cicime çok yakıştı
meğerse o kalbimde yaşayan bir periymiş

Uçan Balon


Elimden uçup gitti
adına yakışanı yaptı beni terk etti
o bir uçan balondu
biraz pembe biraz mordu
parmağıma bağlamayı unutmuş olmalı annem
avucumu açtığımda yoktu
diyemedim anneme
belki geri gelir diye
lütfen onu görürsen söyle
cicim hala seni bekliyor diye