19 Aralık 2012 Çarşamba

Mavi Kuş- Charles BUKOWSKİ



‎… bir mavi kuş var yüreğimde çıkmaya can atan ama ben ondan güçlüyüm, kal, diyorum ona, kimsenin seni görmesine izin veremem. bir mavi kuş var yüreğimde çıkmaya can atan ama viski döküyorum üstüne sigara dumanına boğuyorum, fahişeler, barmenler ve bakkal çırakları hiçbir zaman bilmiyorlar onun orada olduğunu. bir mavi kuş var yüreğimde çıkmaya can atan ama ben ondan güçlüyüm, yat lan aşağı, diyorum ona, ocağıma incir dikmek mi niyetin? Avrupa’daki kitap satışlarını sabote etmek mi? bir mavi kuş var yüreğimde çıkmaya can atan ama zekiyim, sadece geceleri izin veriyorum çıkmasına, herkes yattıktan sonra. orada olduğunu biliyorum, derim ona, kederlenme artık. sonra yerine koyarım yine ama hafifçe öter tamamen ölmesine de izin vermiyorum ve birlikte uyuyoruz gizli antlaşmamızla ve insanı ağlatacak kadar güzel, ama ben ağlamam, ya siz?




Galiba bizler birbirimize merhametimizi yitirmiştik.

Kimse kimseyle konuşmuyordu aslında.Sahiden konuşmuyordu.Kırgınlıklarını,alınganlıklarını,küskünlüklerini,gönül koymalarını,kıskançlıklarını,öfkelerini konuşmuyordu.Durum kurtarılıyordu, geçiştiriliyordu,erteleniyordu,üzerinde durulmuyordu,gülümseniyordu .Uzaklara doğru ve zamana gülümseniyordu . Espirilerin,ince uçlu şakaların ve sitemlerin arasında kaybolup gidiyordu sahiciliğin derin dertleri.Birçok gizli sorun,saklı söz,açılmamış paketler olarak ortada dururken görmezden geliniyor,cami avlusuna terk edilir gibi zamana bırakılıyordu.Paketler oradan oraya yer değiştirip,sürünüp duruyor;dipte duran sorunlar ise hiç değişmiyor,hatta zamanın ekledikleriyle giderek bombalı paketler haline gelerek,günün birinde sıradan bir tartışmada ya da çabuk onarılabilecek bir kırgınlıkta,taraflardan birinin ayağına takıldığında onca yılı birden havaya uçuruyordu.Geri dönüşsüz derin yaralanmalarla dostluklar ,arkadaşlıklar bitiyor;anılar kirleniyor;yaşanmış her şeyin derin bir kederle anımsanmasına yol açacak kadar öldürülmüş bir maziye gömülüyordu.

18 Aralık 2012 Salı

Delilik Bu

'' En büyük delilik .. aklıma bir daha gelmeyeceğine inanmaktı.. ''



10 Aralık 2012 Pazartesi

Onun Masalı




Bir varmış bir yokmuş;çarpım tablosunun birler kısmını ezbere bilmenin mutluluk, kulaklara küpe edilen kiraz meyvelerinin tatlılık,insan olmanın gerekliliklerini yerine getirmenin farklılık yarattığı bir ilkbaharmış. Bal tutanın parmağını yaladığı, bir değil, iki değil, üç değil tam seksen üç kavanoz balın elli kuruşa alıcı bulamadığı reklam filmlerinin popülerliğini kaybettiği,feysbukta bir şey yok oğlum tivitırdan acayip kız düşüyor geyiklerinin boy verdiği bir pazar sabahında şehre o kadar o kadar çok yağmur yağıyormuş ki küçük Şeker bebek bu yağmur damlalarının içinde yüzebileceğini hayal etmiş.Bu şekilde iki hayalini birden gerçekleştirebilecekmiş geriye ise sadece bir hayali kalıyormuş.
Şeker bebek üç hayalini dinlediği bir şarkıdan almış bulunmaktaymış,şarkının sözlerinin Şeker bebeğe söylediği;
'üç dilek diliyorsun
biri göklerde süzülmek
diğeri balıklar gibi yüzmek
ve sonuncusunu yağmurlu bir gün için saklıyorsun
eğer sevgilin bir kez sevgisini dışarıya çıkarırsa diye'

Şeker bebek daha önce annesi onu yıkarken yüzmenin ne demek olduğunu öğrenmişti. Babası hoppa yaptırırken uçmakla tanışmıştı, ama ama ama bu sevgilide neyin nesiydi acaba şarkı, babasının uyurken sarılsın diye aldığı oyuncak ayıcıktan mı bahsediyordu ufff Şeker bebeğin kafası nasılda karışmıştı. Şeker bebeği çok düşünceli gören annesi hadi kızım artık giyinmemiz gerekiyor birazdan Okyanus gelecek onunla oynayacaksınız dedi.
Şeker bebek nasıl olacakta o kadar çok yağmur yağacak diye yine düşüncelere dalmış,ama bir yandan da çok çok seviniyormuş çünkü okyanus gelirse balıklar gibi yüze bilirmiş. Annesi Şeker bebeğe giydirmek için pembe elbisesini çıkartmış ama bunu gören Şeker bebek bu durumdan hiç memnun olmayarak somurtmaya başlamış,bunu gören annesi ne oldu kızım diye sormuş Şeker bebek utanarak anne bugün mayo mu giyebilir miyim diye sormuş, anne o kadar şaşırmış ki kızım dışarıda bu kadar yağmur yağarken denizden bu kadar uzaktayken neden mayonu giymek istiyorsun acaba diye gülerek sormuş. Şeker bebek annesine şaşkın şaşkın bakarak ' ama anne sen az önce okyanus gelecek demedin mi? ' diye sormuş ,anneyi daha şiddetli bir gülme almış Şeker bebek annesinin bu davranışlarına bir türlü anlam veremiyormuş,anne; kızım Okyanus arkadaşımın oğlu seninle de aynı yaşta sen beni yanlış anlamışsın şimdi pembe elbisemizi giyip çok güzel olalım ki Okyanus geldiğinde bizimle oynamak istesin demiş.


Şeker bebek bu duruma biraz üzüldü çünkü hayalini gerçekleştirmeye çok çok yaklaşmıştı, ' ama şimdi bu Okyanusta nereden çıktı,ben kimseyle arkadaş olmak,oynamak istemiyorum ki ' diye iç geçirdi. Bunun üzerinden çok geçmeden Okyanus ve ailesi geldiler Şeker bebek bu güzel çocuğu gördüğünde ne yapacağını şaşırdı elbisesinin eteklerinden tutup saçma sapan utanma hareketleri yapmaya başladı. Okyanusun o kadar o kadar güzel mavi gözleri , o kadar güzel sarı saçları vardı ki Şeker bebek bir an okyanusa düşüp boğulduğunu hissetti,evet bu hiç hesapta yoktu Şeker bebek her zaman balıklar gibi yüzebileceğini hayal etmişti bu boğulma hisside nereden çıkmıştı,bunun içinde suçlaması gereken kişi sanırım Okyanus bebekti.
Şeker bebeğin annesi Şekeri elinden tutup Okyanusla tanıştırmak için yanına götürmeye çalıştı ama Şeker bebek her adımında biraz daha batıyordu bu maviliğe, daha ne kadar nefessiz kalabilirdi ki daha bir bebekti o.Merhaba ben şeker derken ki utangaçlığı Şeker bebeğin isminin nereden geldiğini fazlasıyla anlatıyordu, yanakları o kadar pembeleşmişti ki tam anlamıyla pamuk şekeri betimliyordu.Merhaba bende Okyanus elbisen çok güzel yanaklarınla çok uyumlu bir pembelikte derken ,Şeker bebek içinden ne kadar da bilmiş birisin sen öyle diye geçirdi.

Okyanus eve girerken arka bahçedeki salıncağı görmüştü annesine oraya gitmek istiyorum diye ısrar edince çok yağmur yağmasına rağmen şeker bebekle birlikte salıncağa gitmelerine izin verdiler.Okyanus Şeker bebeğe seni sallamamı ister misin diye sorduktan sonra Şeker bebek salıncağa oturmuştu bile .Yağmur o kadar güzel yağıyordu ki salıncak hızlandıkça Şeker bebek hayalini gerçekleştirmeye ne kadar çok yaklaştığını düşünüyordu yağmur damlalarının içerisinde uçarak yüzmekteydi.


Gözlerini tamamen kapatarak bu büyülü anın tadına varmaya çalışıyordu Şeker bebek.Az sonra salıncağın ve yağmurun yavaşladığını hissetti ama o kadar güzel şeyler hissediyordu ki bu durumu hiç önemsemedi ta ki salıncak tamamen durana kadar.Gözleri hala kapalıydı Okyanusun nereye gittiğini düşünerek kızmaya başlamıştı ve işte o büyülü an ;gözlerini yavaşça aralayan Şeker bebek gördüğü şey karşısında o kadar çok şaşırmıştı ki bu da ney diye iç sesiyle kendi kendine sorular yöneltmeye başlamıştı.



Şeker bebek yavaşça salıncaktan indi,yürüyerek renkli şeye doğru yürümeye başladı.Her yer o kadar parlak o kadar ışıklıydı ki şeker bebek gözlerini kısmadan bakamıyordu.Gökyüzünden rengarenk bir halka evlerine kadar iniyordu Şeker bebek bu renk cümbüşüne doğru ilerlerken renklerin arasında onu gördü ve aklına ilk gelen şey şarkının sözleri oldu;
've sonuncusunu yağmurlu bir gün için saklıyorsun
eğer sevgilin bir kez sevgisini dışarıya çıkarırsa diye'



evet o sonuncu hayal tam olarak bu olmalıydı,ilk görüşte mavisinde nefessiz kaldığım şey sevgili olmalıydı diye geçirdi içinden.Şeker bebek o kadar güzel şeyler hissetmişti ki o an ;bu gün tam yirmi iki yıl sonra Okyanusunun ellerini tutarak anlattığı bu hikayesinin her saniyesinde gözlerinin dolmasına engel olmamıyordu, o bu duygularla nefessiz kaldıkça Okyanus onu hayata daha sıkı bağlıyordu.

9 Aralık 2012 Pazar

Deli Dolu

bazen birini,bir şeyi çok özlersin,deli yanını unutup ,dolu yanını gözlerinden boşaltırsın.

Ten Çekimi

ay ışığında gölgeni armağan et
içimin kuytusuna
hapset karanlığın kör yalnızlığını
ruhumun ölüm uykusuna
düş olsun
tenimin yer çekimsizliğine düşüşün
sana uyanayım eflatun bir rüyadan
hayra yorumsuz kalayım
sen ...
hayrım ol
ben tanrılardan günahını çalayım 

8 Aralık 2012 Cumartesi

İki Şehir



biri hepimizle göz göze gibi hala uykusuz,biri sis içinde kirpiklerine kadar aşık,bu sessizliği kim bıraktıysa göremiyorum,konuşkan gözlerinde tek sözcük bile,gözlerimiz bir birine değmiyor gecenin iki şehrinde...

İkili Delilik


geçmişin izlerini taşıyorsun üzerinde
yine yorgun,düşünceli ve tedirginsin.
her zaman karşıya bomboş bakıp düşünüyorsun
ellerini ara sıra sıkıp isyan ediyorsun
gözlerini hep bakışlarımdan kaçırıyorsun
keşif edilmekten korkuyorsun
var olmanın ,yaşamanın kurallarına uymak zorunda hissediyorsun kendini
her şeyin, her yaptığının sorumluluğunu yükleniyorsun
bazen kızıyorum sana
neden bu kadar ciddiyet?
hayat bu kadar da ciddiye alınmaz ki be kardeşim
aşk!!!
ciddiye aldıkça alay eder seninle
evirir çevirir deli eder adamı
sen bilmesen de bilene sor
aşık adam ...
mecnun olur
ferhat olur
deli olur
aşık adam alınma ama
ben gibi...
sen ise,bu hayatı hiç deli olarak bitiremeyeceksin
aşkı tozlu raflardan,
gizlediğin kuytu köşelerden
alıp gün ışığına çıkaramaycaksın
sen deli olamayacaksın...



Feda

Geriye kalan hayatımın tamamını,omzuna konacak bir kelebeğin ömrüne feda ederdim !!!




7 Aralık 2012 Cuma

FARKINDAYIM HER ŞEYİN

Farkındayım her şeyin
Gök kuşağının ,yağmurun
Tüm hava koşullarının
Yüreğimizde değiştiğine

Sonra esiyoruz
Rüzgarın bizi sürüklediği
Ucunda yalnızlığımın asılı olduğu
Dilek ağacına
Bir dilek daha diliyoruz
Gelecek için

Çocukluğumun
Suskun çakıl taşlarını fırlatıyorum
Yeşiline kapıldığım gözlerinin
En masum kuytusuna

Farkındayım her şeyin
İyiliğin,kötülüğün
Yüreğimizde şekil aldığına

Sonra düşman olup
Karşı tarafta buluyoruz
Ucu yanık hayatımızı
Boş sözlerde buluyoruz
Bu oyunun finalini
Şimdi kapatıyorum
Yaşantımın perdelerini

Farkındayım her şeyin
Aşkın ,aşkımızın
Tüm aşılmazların
İkimizin arasında büyüdüğünü unutmuyorum

Bir güvercinin
İki damla göz yaşına bırakıyorum
Bizim olan her şeyi
Sonra içimi sürgülüyorum
Bitiriyorum senli hikayeyi

itiriyorum senli hikayeyi

DÖN DİYE

Karla kaplı yüreğin
Buz tutturmuş ruhuna
Eritememiş sıcaklığım
Isıtamamış ellerim
Uzak kalmışsın bana

Her şeye dönmüşsün sırtını
Kendini nerede bıraktığını
Sen bile hatırlamaz olmuşsun
Beni neden terk ettiğini
Sen bile unutmuşsun

Şimdi yoksun
Bu oyun tek kişilik oldu
Boş bir sahne
Boş yüreklere sesleniyor
Üşütüyor izleyen bedenleri
Şaşkına çeviriyor
Benim gibi sevenleri

Şimdi neredesin
Hangi vurgun kıyılara
Koydun ayrılığın adını
Şimdi kimdesin
Hangi kimsesizi üzmekte
Sende bilmiyorsun
Artık dön kendine
Çağresizliğine ,yıkılmaz benliğine
Dön kaybettiğin bizim olan herşeye


AŞK

Bir sihirli kelime var aramızda.Gözlerimizin ışıltısında fark ettiğimiz. Susup ta kendimizi piyanonun tuşlarına öylece bıraktığımız.Gökyüzünden rastgele seçilmiş pembe bir bulut için senin benim kavgası ettiğimiz sihirli bir kelime.Uyuduğumuzda sakinleşen
yaramaz bir çocuktur o.Yaşamın kıyısında yürürken bir kuyruklu yıldıza çarpmaktır. Dinlendikçe bizim olan şarkılardır.İsteğimizin masalıdır o. Karanlık bir kuyudan aya ulaşmaktır.Tene dağılan ılık bir yaz yağmurudur.'Çocuk Kalmışlar Derneği' üyesidir. Şehrin üstüne göz yaşı yerine umutlar yağdırmaktır. Buğulu camlara sevdiğinin adını yazmaktır.Sadece iki kişinin bildiği bir dilde yemin etmektir. Sevdiğinin gamzelerine saraylar kurduran,prensi hep bizim olduğumuz hikayemizdir o.Yoksul acıların gölgesinden sıyrılıp 'Çiftleri Alkışlama Ekipleri' kurduran hain bir suçludur.
O mavi gözlü söz dinlemez bir hırsızdır.Yüreğimizin ona ayrılmış köşesinde sessizce saklanan söz dinlemez bir arsızdır.


6 Aralık 2012 Perşembe

Unutamamak

Hiç unutmam!!!
sözüyle
başlarken bir anıyı anlatmaya
unutmak için onu
edinilmiş yeni dostlara
karıncalanması ruhun
farkına varılmış çelişkiden mi acaba

Uçma Masalı

sema bir uçma masalı

engelliyor kahraman olmamı

yer çekimi yasası

bir çocuk için fazla bunun tasası

uçamıyorsan yürürsün

emeklemekten zor değil ya

yeter ki kendini dizlerinin üzerine bırakma

daha çok balon al mesela

sihirli uçan bir halın yoksa

onu parmağına sıkı sıkı bağla

kayıp gitmesin avucundan

anlık bir telaşla


2 Aralık 2012 Pazar

Tunçtan Bir Tanrıdır Bekaret

oğlum'a


giysilerim,


çıkarın içinizden beni,atın.


çıplak olsun ayakkabım, ayağım.


örgülerim.


çözün beni ağlayın.


salkım saçak yastayım.


saçlarımı bir uçkurluk lastikle bağlayın.


tırnaklarım, yırtın ne varsa yüzümde riya, yalan...


beni şapkama saklayın.


hileli bir tavşan gibi bir gün mucizeye kaçayım.


eteğim,


örselenmiş kızlığım.


soyun beni üstünüzden.


kertin beni kanlı çarşaflara,


beni satılık törelere kertin.


yüreğine deldirmiş bir kız gibi bekaretini


beni toprakla beleyin.



topuklarım kırılın bir bir


orkestra olun cenazeme.


soyun beni, çırılçıplak öleyim.



sonumu serin balkona


görsün komşu teyzelerim.


almasınlar oğullarına beni.


hiç beyaz olmadı giysilerim.



beni oğullara eğretileyin,


beni kızlara, beni yaşama,


beni eğretileyin tüm kutsallarınızla.


başınızdakine -mi- hürmetle eğileyim?


verin onu, mahrem yüreğime örteyim.



karnımdaki yangına bandırın elinizi


uzatın, besleyin, büyütün dilinizi,


unutmayın, çıkarken kerhaneden


yıkayın gözlerinizi.


yalnız, bir yatak yapın bana


atlastan olsun yorgan.


yüzünüzü uzatın bulaşsın fışkıran kan.


doysun gözünüz sıcağına namusun.


bildiklerinizle taşıyın beni tabut yerine.


korkularınızı örtün örtün üzerime.


kapatın doğrularınızla bedenimi.



yoruldum yanlışlanmaktan


beni sağlayın.


uzun geldi yolu yalanın



beni ağlayın.